2 Ekim 2014 Perşembe

Ayder'mi Uzungöl'mü aktivite mi dediniz?

Dünya sessize alınabilir mi?



Sonunda  biz de Karadeniz'e bir gezi yaptık ;buraların güzelliği, suları, yeşilliği, insan hazinesi tartısılmaz ancak bizim gezi de öne çıkan şey bu güzelliklere güzellik katan anılarımız ve unutmak istemediğimiz seyahat notlarımız oldu o nedenle gördüğümüz güzelliklerle ve aktivitelerin yanında bizi güldüren anılardan da bahsetmeden geçmek olmayacak.
Balkon şart !!!


























Aylar öncesinden planlanan Ayder ve Uzungöl'deyiz sonunda...

Doyulmayan güzellik

Debisi yüksek olan Fırtına Deresinde yapılan raftingden tutun da zipline'na kadar bize unutulmaz tatil yaşatan Karadeniz ve Karadeniz insanı...ve Kaçkar dağları eteğinde bulunan Ayder yaylası. 
Aslında Ayder yaylalara çıkmak için dinlenilen bir yer iken şimdi turizmin gelişmesi ile birçok tesisi barındırıyor..





Çay ile özdeşleşmiş olan Karadeniz'in , yaylaları, renkli insanları, esprileri, yeşili, coşkun dereleri, kendileri özgü kahvaltıları muhteşem. Ama bana göre en güzeli insanları.. 





Fırtına DeresiDoğu Karadeniz'de yer alan akarsulardan birisi olup, Kaçkar Dağları'nın Karadeniz'e bakan yamaçlarındaki derelerin birleşmesi ile oluşmuş. Rize Ardeşen'in yaklaşık 2 km batısında Karadeniz'e dökülen Fırtına deresinin 57 km uzunluğunda oldugunu öğreniyoruz.. Çay bahçeleri içerisinden geçen, üzerindeki kemer köprülerle süslü Fırtına deresi, raftinge elverişli parkurlara da sahip.
Kemer Köprüleri




Ve bu geziyi planlamak bile bizi havalara uçurmuştu kiii gerçek oldu !!!!

Zipline


İlk aktivitemiz zipline idi. Aslında toplanan çayların kolaylıkla karşıdan karşıya taşınmasını sağlayan bir araç iken şimdilerde turist çekmeyi başaran bir aktivite olarak yapılmakta. Gerçekten kendinizi bırakın ve hiçbirşey düşünmeden uçun, kendimizi alamayıp iki kez bindik. Mutlaka denenmeli...







Aslında Batum'dan fırtına deresine giderken rafting için zamanımızın kalmayacağını düşünüyorduk. Ancak Uzundere'de yapacagımız helikopter gezisi sıklıkla görülen sis nedeniyle iptal olunca hemen raftingi gündeme aldık. Güle oynaya, şarkılar söyleyerek yaptıgımız raftinge bize yolculugumuz sırasında rehberlik yapan Şenol abi'nin adı İmam olan minübüs şoförünü gerçek imam sanması ile telaşlanması ve dönüşe kadar endişeli bir şekilde bizi beklemesi rafting eğlencesi sonrasına kahkalar attırarak olaya çok da güzel damgasını vurdu.Rafting'in en başarılı ismi azimle küreğini sallayan kaktüs oldu..Daha sonra fotoğraflara baktıgımızda bunu teyit etmemiz hiç zor olmadı :)


Grubun Rafting eğlencesi



Heryer o kadar yemyeşilki fotoğraf çekmeye doyamayıp ikizlerden birini ve beni burada bırakıp sonra gelip alsanız demek istiyoruz aslında. Hatta burada dünyayı sessize almak istiyorum..Üstelik öyle bol oksijen aldık ki hepimiz biraz sersemiz ve dünyanın zil sesinden epey uzağız.

Aslında baştan sona kadar kahkaka dolu bir geziydi. Bence kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı diyen Cemal Süreyya çok dogru söylemiş ama biz tüm öğünlerde mutlu olmayı tercih ettik sanırım. Bunu ençok dengeli beslenmeyi seçerek sağlıgına dikkat eden Şenol abi'nin biz yemek yerken hayret dolu gözlerle bizi izlemesinden anladık. İkizlerden birinin saklı gizli yanında taşıdıgı haşlama yumurtalarını Şenol abi'nin yakalaması ise grubun kahkaka krizine girmesi için çok yeterliydi :)  









Yöresel kahvaltıda mıhlama, kuymak, mısır unundan yapılmış ekmek, turşu kavurmasını ve tavşan kanı çay eşliğinde  denemeyi atlamayın. Ama ekmeğinizi kuymaga batırarak yemeyi de unutmayın. Yolculuk esnasında Kaktüs İzmir'de bize yapacagı ziyafette kuymak yapmak için gerekli malzemeleri satınaldı.Hala bekliyoruz kendisini :)









Rafting'in, içtiğimiz güzel çayların yanısıra yaylada esnafın toplanıp halk oyunlarının en kıvrak oyunlarından olan  horonu oynatması tam deyimiyle vurdurması izlenmeye değerdi ancak biz oynarken çekilen o videoyu siteye eklemeye cesaret edemedim açıkcası :) Horon oyununda çeviklik, hırçın deniz dalgası ve yağmur yağısı sembolize edilirmiş ..Bizim düldül bu oyunun hırçın deniz dalgası bölümünü en iyi oynayanlarındandı :) (Videoyu eklemediğim için pişman değilim :)


Ve uzungöle dogru yolalmaya devam ettik. Ne kadar da gitsek gözümüz manzaraya doymadı gitti...




Rize'ye 100 km uzaklıkta olan Uzungöl'e geldiğimizde hava kararmıştı. İlk farkettiğim Arap turistlerin fazlalıgı ve tabelalarda arapça yazıların da  olmasıydı. Nefis bir dağ gölü.Etrafında birçok tesis olmasına karşın yine de burayı güzel kılan manzara ve tabiat. Burası yaz aylarının güzelliklerini cömertce sunuyor insana.Tipik bir Karadeniz iklimi var , geceleri üşütüyor.Gerçi bana göre hareketli Karadeniz insanı üşümeye müsait değil. İkizlerin ise yaz ortasında yorgan kullanması gurubu hiç şaşırtmadı.






















Alabalık tavsiye edilmesine rağmen biz yemedik ama metnini  duyduk. Uzungöl'ün gecesi de epey renkli..Yöresel eşyalar satan dükkanlar açık. Hatta ilerleyen saatlerde horonda vuruldugu söylendi ama gündüz ki denemeden sonra bir daha cesaretimiz olmadı maalesef. Burada sadece 1 gece kalıp ewrtesi günü Sümele Manastırına geçecegiz.


O nedenle gölü sabah izledik. İzlemekten öte dinledik. Tabiatı ve muhteşem güzelliği solumaya değdi burası..Biraz daha kalsaydık bu göl, bu ortam insanı şair yapardı.. 



Ne iyi adamdan doyulur ne iyi günden...:)  Anlaşıldıgı üzere gezinin bitmesinden korkar durumdayız hepimiz...o kadar güzel geçiyor doyamıyoruz.



5-6 saatlik uyku yetti bize, buradan rotamız sümela manastırı oldu.

Sümela Manastırı Zigana dağı eteklerine kurulmuş, yapı doğa bakımından oldukça zor yerlere yapılmıştır. Yapının dibinden Meryemana  deresi akmaktadır.

Manastırın yapılışı ve yapımı hakkında efsaneler mevcuttur. İnanışa göre burayı Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki rahip yapmıştır. Bu iki rahip rüyalarında Hz. İsa ve Hz.Meryem’i görmüş ve gördükleri yer Sümela’nın bulunduğu yerdir. Birbirinden habersiz olarak yola çıkan bu iki rahip birbirlerine gördüğü rüyayı anlatınca beraber manastırın temelini atmışlardır. Manastırın asıl adı Meryem Ana Manastırı’dır. Sümela ise bunun Rumcadaki adıdır. Manastırın M.S 395 yıllarında tamamlandığı tahmin edilmektedir. Trabzon Rum İmparatoru III. Alexios döneminde yapılan bu eserin yapımına katkı vermiştir. Bu yüzden eserde kurucusunun III. Alexios olduğuna dair deliller bulunmaktadır.

Sümela’yı Hristyanlar tarafından değerli kılan en önemli nokta ise Hz. Meryem resmidir. İnanışa göre bu manastırda Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Lukas’ın çizdiği Hz. Meryem portresi manastırı kuran rahiplerle birlikte buraya gelmiştir. Ancak bugune kadar herhangi bir resim bulunamamıştır. Manastır bazı dönemlerde dönemini yitirmiş çeşitli yağmalamalara maruz kalmıştır. define avcıları tarafından sıklıkla kazılmış ve bir süre sonra harabeye dönüşmüştür. İçinde çeşitli yangınlar çıkmış ve birçok tarihi değeri kaybolmuştur.

Trabzon fatihi Fatih Sultan Mehmet burayı aldıktan sonra manastırın haklarına dokunmayacağına dair bir ferman yayınlamıştır. Yavuz Sultan Selim buraya iki büyük şamdan hediye etmiştir. Diğer zamanlardaki padişahlar da buraya dokunmamışlar ve çeşitli onarımlarla gelişmesini sağlamışlardır.


Manastıra ulaşım ise; belirli bir yere kadar araçlarla ulaşım sağlanır. Daha sonra ormanın içinden bir patika izlenir. Uzun ve dar merdivenler çıkıldıktan sonra manastıra ulaşılır. Manastır daha sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edilerek günümüz halini almış ve turizme açılmıştır. Hala Trabzon şehri için büyük turistik önem taşıyan Sümela her yıl binlerece kişi tarafından ziyaret edilmektedir. 2010 yılında özel bir izinle Meryem Ana’nın göğe yükselişi sebebiyle burada bir ayin yapılmıştır. Bu ayin 88 yıl aradan sonra yapılan ilk ayindir( Alıntı)

Seviyorum gittiğim yerin bir hikayesinin olmasını. Neden bilmiyorum ama gittiğim heryerde bir dilek tutup geliyorum.








Ve dönüş yolunda fındıgımızı, organik çaylarımızı, fasulyemizi almadan dönmedik. Şenol abi gezi boyunca grubun bir parçası gibi samimi, doğal ve eğlenceliydi. Komik anılarıyla, eşiyle olan diyalaoglarıyla bizi güldürdü.Bizi bizden daha çok sahiplendi, derledi, topladı hatta uzungöl'de sabah 6 da uyandıracak kadar planlıydı.

Bu geziden elimizde kalanlar ; yine anılar, Şenol abi , leziz kahvaltılar,yeşilin her tonu, kahkaka sesleri , içtenlik ve fotoğraflarımız oldu...

Bir sonraki gezinin planları hayallerimizi süslemeye başladı bile :)







2 yorum: