2 Ekim 2014 Perşembe

Ayder'mi Uzungöl'mü aktivite mi dediniz?

Dünya sessize alınabilir mi?



Sonunda  biz de Karadeniz'e bir gezi yaptık ;buraların güzelliği, suları, yeşilliği, insan hazinesi tartısılmaz ancak bizim gezi de öne çıkan şey bu güzelliklere güzellik katan anılarımız ve unutmak istemediğimiz seyahat notlarımız oldu o nedenle gördüğümüz güzelliklerle ve aktivitelerin yanında bizi güldüren anılardan da bahsetmeden geçmek olmayacak.
Balkon şart !!!


























Aylar öncesinden planlanan Ayder ve Uzungöl'deyiz sonunda...

Doyulmayan güzellik

Debisi yüksek olan Fırtına Deresinde yapılan raftingden tutun da zipline'na kadar bize unutulmaz tatil yaşatan Karadeniz ve Karadeniz insanı...ve Kaçkar dağları eteğinde bulunan Ayder yaylası. 
Aslında Ayder yaylalara çıkmak için dinlenilen bir yer iken şimdi turizmin gelişmesi ile birçok tesisi barındırıyor..





Çay ile özdeşleşmiş olan Karadeniz'in , yaylaları, renkli insanları, esprileri, yeşili, coşkun dereleri, kendileri özgü kahvaltıları muhteşem. Ama bana göre en güzeli insanları.. 





Fırtına DeresiDoğu Karadeniz'de yer alan akarsulardan birisi olup, Kaçkar Dağları'nın Karadeniz'e bakan yamaçlarındaki derelerin birleşmesi ile oluşmuş. Rize Ardeşen'in yaklaşık 2 km batısında Karadeniz'e dökülen Fırtına deresinin 57 km uzunluğunda oldugunu öğreniyoruz.. Çay bahçeleri içerisinden geçen, üzerindeki kemer köprülerle süslü Fırtına deresi, raftinge elverişli parkurlara da sahip.
Kemer Köprüleri




Ve bu geziyi planlamak bile bizi havalara uçurmuştu kiii gerçek oldu !!!!

Zipline


İlk aktivitemiz zipline idi. Aslında toplanan çayların kolaylıkla karşıdan karşıya taşınmasını sağlayan bir araç iken şimdilerde turist çekmeyi başaran bir aktivite olarak yapılmakta. Gerçekten kendinizi bırakın ve hiçbirşey düşünmeden uçun, kendimizi alamayıp iki kez bindik. Mutlaka denenmeli...







Aslında Batum'dan fırtına deresine giderken rafting için zamanımızın kalmayacağını düşünüyorduk. Ancak Uzundere'de yapacagımız helikopter gezisi sıklıkla görülen sis nedeniyle iptal olunca hemen raftingi gündeme aldık. Güle oynaya, şarkılar söyleyerek yaptıgımız raftinge bize yolculugumuz sırasında rehberlik yapan Şenol abi'nin adı İmam olan minübüs şoförünü gerçek imam sanması ile telaşlanması ve dönüşe kadar endişeli bir şekilde bizi beklemesi rafting eğlencesi sonrasına kahkalar attırarak olaya çok da güzel damgasını vurdu.Rafting'in en başarılı ismi azimle küreğini sallayan kaktüs oldu..Daha sonra fotoğraflara baktıgımızda bunu teyit etmemiz hiç zor olmadı :)


Grubun Rafting eğlencesi



Heryer o kadar yemyeşilki fotoğraf çekmeye doyamayıp ikizlerden birini ve beni burada bırakıp sonra gelip alsanız demek istiyoruz aslında. Hatta burada dünyayı sessize almak istiyorum..Üstelik öyle bol oksijen aldık ki hepimiz biraz sersemiz ve dünyanın zil sesinden epey uzağız.

Aslında baştan sona kadar kahkaka dolu bir geziydi. Bence kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı diyen Cemal Süreyya çok dogru söylemiş ama biz tüm öğünlerde mutlu olmayı tercih ettik sanırım. Bunu ençok dengeli beslenmeyi seçerek sağlıgına dikkat eden Şenol abi'nin biz yemek yerken hayret dolu gözlerle bizi izlemesinden anladık. İkizlerden birinin saklı gizli yanında taşıdıgı haşlama yumurtalarını Şenol abi'nin yakalaması ise grubun kahkaka krizine girmesi için çok yeterliydi :)  









Yöresel kahvaltıda mıhlama, kuymak, mısır unundan yapılmış ekmek, turşu kavurmasını ve tavşan kanı çay eşliğinde  denemeyi atlamayın. Ama ekmeğinizi kuymaga batırarak yemeyi de unutmayın. Yolculuk esnasında Kaktüs İzmir'de bize yapacagı ziyafette kuymak yapmak için gerekli malzemeleri satınaldı.Hala bekliyoruz kendisini :)









Rafting'in, içtiğimiz güzel çayların yanısıra yaylada esnafın toplanıp halk oyunlarının en kıvrak oyunlarından olan  horonu oynatması tam deyimiyle vurdurması izlenmeye değerdi ancak biz oynarken çekilen o videoyu siteye eklemeye cesaret edemedim açıkcası :) Horon oyununda çeviklik, hırçın deniz dalgası ve yağmur yağısı sembolize edilirmiş ..Bizim düldül bu oyunun hırçın deniz dalgası bölümünü en iyi oynayanlarındandı :) (Videoyu eklemediğim için pişman değilim :)


Ve uzungöle dogru yolalmaya devam ettik. Ne kadar da gitsek gözümüz manzaraya doymadı gitti...




Rize'ye 100 km uzaklıkta olan Uzungöl'e geldiğimizde hava kararmıştı. İlk farkettiğim Arap turistlerin fazlalıgı ve tabelalarda arapça yazıların da  olmasıydı. Nefis bir dağ gölü.Etrafında birçok tesis olmasına karşın yine de burayı güzel kılan manzara ve tabiat. Burası yaz aylarının güzelliklerini cömertce sunuyor insana.Tipik bir Karadeniz iklimi var , geceleri üşütüyor.Gerçi bana göre hareketli Karadeniz insanı üşümeye müsait değil. İkizlerin ise yaz ortasında yorgan kullanması gurubu hiç şaşırtmadı.






















Alabalık tavsiye edilmesine rağmen biz yemedik ama metnini  duyduk. Uzungöl'ün gecesi de epey renkli..Yöresel eşyalar satan dükkanlar açık. Hatta ilerleyen saatlerde horonda vuruldugu söylendi ama gündüz ki denemeden sonra bir daha cesaretimiz olmadı maalesef. Burada sadece 1 gece kalıp ewrtesi günü Sümele Manastırına geçecegiz.


O nedenle gölü sabah izledik. İzlemekten öte dinledik. Tabiatı ve muhteşem güzelliği solumaya değdi burası..Biraz daha kalsaydık bu göl, bu ortam insanı şair yapardı.. 



Ne iyi adamdan doyulur ne iyi günden...:)  Anlaşıldıgı üzere gezinin bitmesinden korkar durumdayız hepimiz...o kadar güzel geçiyor doyamıyoruz.



5-6 saatlik uyku yetti bize, buradan rotamız sümela manastırı oldu.

Sümela Manastırı Zigana dağı eteklerine kurulmuş, yapı doğa bakımından oldukça zor yerlere yapılmıştır. Yapının dibinden Meryemana  deresi akmaktadır.

Manastırın yapılışı ve yapımı hakkında efsaneler mevcuttur. İnanışa göre burayı Atina’lı Barnabas ile Sophronios adlı iki rahip yapmıştır. Bu iki rahip rüyalarında Hz. İsa ve Hz.Meryem’i görmüş ve gördükleri yer Sümela’nın bulunduğu yerdir. Birbirinden habersiz olarak yola çıkan bu iki rahip birbirlerine gördüğü rüyayı anlatınca beraber manastırın temelini atmışlardır. Manastırın asıl adı Meryem Ana Manastırı’dır. Sümela ise bunun Rumcadaki adıdır. Manastırın M.S 395 yıllarında tamamlandığı tahmin edilmektedir. Trabzon Rum İmparatoru III. Alexios döneminde yapılan bu eserin yapımına katkı vermiştir. Bu yüzden eserde kurucusunun III. Alexios olduğuna dair deliller bulunmaktadır.

Sümela’yı Hristyanlar tarafından değerli kılan en önemli nokta ise Hz. Meryem resmidir. İnanışa göre bu manastırda Hz. İsa’nın havarilerinden olan Aziz Lukas’ın çizdiği Hz. Meryem portresi manastırı kuran rahiplerle birlikte buraya gelmiştir. Ancak bugune kadar herhangi bir resim bulunamamıştır. Manastır bazı dönemlerde dönemini yitirmiş çeşitli yağmalamalara maruz kalmıştır. define avcıları tarafından sıklıkla kazılmış ve bir süre sonra harabeye dönüşmüştür. İçinde çeşitli yangınlar çıkmış ve birçok tarihi değeri kaybolmuştur.

Trabzon fatihi Fatih Sultan Mehmet burayı aldıktan sonra manastırın haklarına dokunmayacağına dair bir ferman yayınlamıştır. Yavuz Sultan Selim buraya iki büyük şamdan hediye etmiştir. Diğer zamanlardaki padişahlar da buraya dokunmamışlar ve çeşitli onarımlarla gelişmesini sağlamışlardır.


Manastıra ulaşım ise; belirli bir yere kadar araçlarla ulaşım sağlanır. Daha sonra ormanın içinden bir patika izlenir. Uzun ve dar merdivenler çıkıldıktan sonra manastıra ulaşılır. Manastır daha sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edilerek günümüz halini almış ve turizme açılmıştır. Hala Trabzon şehri için büyük turistik önem taşıyan Sümela her yıl binlerece kişi tarafından ziyaret edilmektedir. 2010 yılında özel bir izinle Meryem Ana’nın göğe yükselişi sebebiyle burada bir ayin yapılmıştır. Bu ayin 88 yıl aradan sonra yapılan ilk ayindir( Alıntı)

Seviyorum gittiğim yerin bir hikayesinin olmasını. Neden bilmiyorum ama gittiğim heryerde bir dilek tutup geliyorum.








Ve dönüş yolunda fındıgımızı, organik çaylarımızı, fasulyemizi almadan dönmedik. Şenol abi gezi boyunca grubun bir parçası gibi samimi, doğal ve eğlenceliydi. Komik anılarıyla, eşiyle olan diyalaoglarıyla bizi güldürdü.Bizi bizden daha çok sahiplendi, derledi, topladı hatta uzungöl'de sabah 6 da uyandıracak kadar planlıydı.

Bu geziden elimizde kalanlar ; yine anılar, Şenol abi , leziz kahvaltılar,yeşilin her tonu, kahkaka sesleri , içtenlik ve fotoğraflarımız oldu...

Bir sonraki gezinin planları hayallerimizi süslemeye başladı bile :)







24 Eylül 2014 Çarşamba

Greenpeace Gemisi (Fesat bir misafir tarafından yazılmıştır)

Ben admin. Bu blog özgür bir blog. İster gezi ister hikaye istersek fesat bi arkadasın( kiii hislerini gizleyememiş) güzel ogluyla greenpeace gemisine yaptıgı ziyareti yazarız. Kendisini çok yakından tanıdıgımla hiçbir alakası yok hatta adını bile hatırlamayabilirim ama yazılarını okurken yalnızken bile kahkaka atabiliyorum o derece yani. onu takip etmek isterseniz icigecmisiskadinihezeyanlari.blogspot.com.tr den takip edip çok gülebilirsiniz.



Selamlar,

Bu admin epey gezip tozan bir insan, beğeniyle izliyoruz kendisini.Hayallerimde ben de epey gezerim, hatta şu yaşımda (söylemiycem ısrar etmeyin) hala Atlas dergisi yazarı olmanın hayalini kurmaya devam ediyorum.Çıkmadık candan ümit kesilmez.Neyse, uzatmıyım; benim de sürekli bi dingil misali (ya da en azından bi admin misali) gezesim var ama bir de elimde kapı gibi bir 3 yaşında oğlan çocuğu var, öyle ver elini Kos aman efendim haftasonu sıkıldım, bir Batum yapayım falan olmuyor.Ay yazı bir anda fesatlık kusmaya döndü,yok öyle bir şey,toparlayalım:) 

Velhasıl,isteyip de içinde kalan bu bünye ne yapar; çocuğu sevindirmek adı altında her haftasonu bir gün için en azından çevre gezileri tertipler.Araya yaz girince yapamamıştık ama tekrar gündeme almanın zamanı gelmişti.Geçen haftasonu için tam karalar bağlamış düşünürken (zira sokaklarda sürtmek için sıcak ama denize girmek için az bir serindi hava...insan izmir'li oluna tabi ne her denizi ne de her havayı yüzmek için uygun bulmuyor azizim) hoop bir sms geldi,Greenpeace'ten; Greenpeace gemisi Rainbow Warrior İzmir Limanı'na gelmiş.Böylece haftasonu değişik ne yapsak sorunu kendiliğinden çözülmüş oldu zira kafasına süzgeç falan geçirip "kaptan oldum ben" diye dolanan, muhtelif peçetelik, kalemlik,terlikten falan gemi yapan bir oğlum var benim, götüreyim de çocuk gerçek bir gemi görsün dedik.

Karşıma ne çıkacağını pek bilmiyordum ama gemi gerçekten etkileyici.Bilmemkaç metre (aklımda tutamadım) yelkeni var ve sadece rüzgar enerjisiyle 15 mile kadar çıkabiliyormuş.Yük gemileri de max. 15 mil hız yapıyormuş; yani biri çevreyi kirleterek diğeriyse sadece olan enerjiyi kullanarak hız yapıyor, aradaki tek fark bu.Mürettebat hariç 15 kişilik bir aktivist grubu o gemiyle dünyayı gezip bizim sağlığımızı korumaya çalışıyorlar, içine girince insana çok ilginç geliyor gerçekten,üstelik de büyük cesaret işi.Gördüğünüz gibi gemiden çok bir yelkenli sonuçta.Tabi bu arada bizimki ne yaptı,öncelikle geminin en küçüğü olduğundan epey bir ilgi topladı ve tabi ki bu ilgiden hiç memnun kalmadı küçük arıza.Gemiyi gezerken ufak ufak gruplara gönüllülerden biri rehberlik ediyor,hem gemi hakkında bilgi veriyor,hem de tabi ki Greenpeace hakkında.Geminin sembolü haline gelmiş ahşap yunus balığı heykeli hakkında anlattıkları da ilginçti,anlatmıyım,kendiniz gider görürsünüz.Tabi bu gezinti esnasında bizim küçük felaketi zaptetmek biraz zor oldu "kaptam neyde anne?neden göymüyoyus?evine mi gitmiş" Bağırış çağırış konuşmasıyla rehber gencimizin kafasını karıştırdı biraz:) 

 


Turun sonu kaptan köşkünde sonlandı ve ben çok hayalkırıklığına uğradım, gemide dümen yok!!!!Bizimkine tutup bi çevirttirivericektim, anneyim ben, izin verilip verilmeyeceğini düşünmeden çocuğum için canımın istediği her ortamda herşeyi yapmaya hakkım olduğunu düşünüyorum,ama dümen yerine joystick olunca al çocuğum ittir şunu demeye cesaret edemedim, mazallah bir anda fırlarız yerimizden falan,bir merak uğruna Greenpeace gemisini batıran insan olmak istemem.

Ordan çıktık tabi nedir, yeni kampanyamız başlayacak,bize destek olun falan filan gönüllüler anlatıyor.Biz zaten destekçi olduğumuz için daha fazla oyalanmaya gerek duymadık ama benim asıl istediğim geminin iyice içine girmekti, cık, izin vermiyorlar.Yine de, benimki gibi gemi manyağı bir çocuğunuz varsa,denk geldiğinde gidin görün.Çıktığımızda bizimkinin yorumu: Çok beyendim anne,şimdi gideyim,soya gene geyeyim,kaptam amcayı göyeyim :)


Maksat çocuk hem eğlensin hem de birşeyler öğrensin diyorsanız, ara sıra sizi haftasonu turlarımdan haberdar ederim, takipte kalın.Malum, 2-3 yaş felaketleriyle öyle heryere gidilmez, siz de benim gibi AVM lerden bıktım diyorsanız,buyrun,burdan yakın.

ve işte Deniz..


Gülru Y.O


20 Eylül 2014 Cumartesi

Kos'taki begonviller

Begonvil nerde ben orada :)


İzmir'den Kos (İstanköy)'e gitmek üzere sabah erkenden çıktıgımız yolculugun yarısında bize karadeniz şarkıları eşlik etti. Üstelik hayatımda hiç dinlememişken.Ama kulağımın alışmaya başladıgını da itiraf edeyim.Beni dinlemeye iten sebebi ise bilmiyorum !!Diğer yarısında ise karganın hazırladıgı kahve eşliğinde Stacey Kent dinledik Kos'un romantizmine kendimizi hazırlayabilmek için.

Ağaçlar bile uyanmamış daha, belki bir iki börtü böcek.Bir de uyanık olan admin ve karga.Yola düşen iki ortagın beklentileri fena değil.Fotoğraf makinaları şarj edildi, cepler zaten cepte..sadece sırt çantası derken çekçeksiz yapamayan iki yolcu.Ben daha ayılmamış olsam da karga enerjık.Kılavuzu karga olanın demek istiyorum, kargalar bile ayılmamışken demek istiyorum, karga ile gezen demek istiyorum ama benim karga tam tersi.Dersine çok iyi çalışmıs yolculuk boyunca anlattı sade sade..o da ne İzmir'den Bodrum'a gelmişiz bile.

Otopark sorunu yaşamadan ve işlemlerde fazla beklemeden Katamarana bindik ve hatta daha yerim bile ısınmamışken Kos göründü bile.
Türkiye'ye en yakın ve oniki adaların en büyüğü olan Kos yani İstanköy. Osmanlı döneminde İstanköy adı verilmiş.Yılda 1 milyondan fazla turisti ağırlayan 1947 yılından bu yana Yunanistan'da olan adaya Bodrum diyeceğim nerdeyse.Normal tabii pazar alışverişleri için bile iki tarafında geçtiği düşünülürse kültür aktarması olacak elbette.

.Ama o begonviller yok mu o begonviller .....






Ve artık Kos'tayız.


Mini Tren

Merkeze yakın Cathrine Otelde rezervasyonumuzu yapmıştık son derece ilgili ve güleryüzle karşılandıgımız otele eşyaları bırakıp hemen keşfe başladık. İlk aktivite olarak gözümüzün alışması için merkezi mini trenle dolaştık. Keyifliydi. Havaya girdik bile.












Hipokrat Ağacı
Tıp adamı ve yemini ile tanıdıgımız Hipokrat'ın memleketi burası. (Samos'ta  Pisagor'undu..) Adalardan iyi isimler çıkarmışlar...Hipokrat meydanındaki ağaç Avrupa'nun en yaşlı ağaçlarından Hipokrat ağacı ve bu ağacın altında hipokrat'ın ders verdiği söyleniliyor. Agaç yavaş yavaş oyulmaya başlamış ama koruma altına da alınmış.  Hipokrat'ın yaşadıgı yıllar 2400 yıl önce ağacın ise 570 li yaşlarda oldugu söyleniyor.

.O ağacın altını şimdi anıyormusun şarkısının bu olaylarla hiçbir alakası yok :)



Bu ağacın hemen yanında yine begonviller arasından yürüyerek Loziya ve Defterdar camii Osmanlı'ların adada bıraktıgı izlerden biri.







Hipokrat Meydanını geçtikten sonra Rodos şövalyelerinin Osmanlı'dan korunmak için yaptığı Neratzia Kalesi ve yine merkezde bulunan agora kalıntısı ziyaret edilebilir.Mini tren ile gezilirken de bu kalıntıları görebilirsiniz tabii tarihe meraklıysanız..Tarih kokan şehirlerimizden sonra bu kısmı bizi pek açmadı.



Asklepion Harabeleri


Şarap'tan başka alkollü içki sevmememe rağmen Yunan birası Mythos'u içmeyi ihmal etmedik tabii.Eylül ortası için oldukça sıcak olan havada bira bize çok iyi geldi. Fotoğrafta görünen çakmak tamamen dekor amaçlı :-)  Biramızın tek kötü yanı Karga'nın kılavuzluguna biraz ihanet etmesiydi.

Mythos

Ve onu gördüğümden beri aklımdan çıkmayan, beni heyecanlandıran, renkleriyle cezbeden ve ilk defa beni huylandırmayan böcek yani buggy..Sonunda kiralama vakti geldi.Normal vitesli araç kullanmaktan hiçbir farkı yok, araç kiralamaktan daha maliyetli ama mutlaka denenmeli..Denenmesi gereken birşey daha var kullanırken şarkı söylemek ve saçları rüzgarın eline bırakmak.Anlaşılacagı üzere aşağıdaki fotograftaki buggy içindeki biz değiliz. Zaten yüzümüzü hiçgörmeyeceksiniz kiii...


Gelelim diğer yerlere....Adanın öbür ucunda merkezden 1 saat kadar uzaklıkta bulunan Kefalos tarafında plaj ve beachler bulunmakta.Tarihi kalıntılar ve denizin ortasındaki  kayalıkta bulunan kilise ilginç sayılabilir. Denizin taşlık oldugunu öğrendiğimiz için girmek istemedik. Denize girmek isteyenler için Tigaki beach, Empros Thermi Plajına gidilebilir ancak biz çok fazla takılmadık buralara sadece seyretmekle yetindik.






Gün akşama dönerken yine merkezdeyiz.  , Çeşme, Marmaris veya Bodrum'a benzer çarşısını ve barlar sokagını  merak ediyoruz. ...Yıllar önce Selanik'e gittiğimde bilmezden gelinen ve olmadıgı söylenilen türk kahvesi talebimi her seferinde üzerine basa basa istiyorum ve artık  itirazsız geliyor ama hala tadını yakalayamamışlar. Daha alacak çok yolları var bu konuda. Mevsimi geçmekte olan begonviller ise romantizmi yaşatmaya devam ediyor. Ah şu begonviller diyorum bir kez daha !!!!!







ve akşam yemeği için hazırız. Ne yiyeceğimizi ne içeceğimizi biliyoruz:  Souvlaki bizim şiş kebap bir nevi. Tavuk ve etten yapılabiliyor.Cacık, musakka ve baklava denemedik ama geleneksel yunan mutfagı adı altında menülerde yeralıyor. Greek salad ve tabii ki kırmızı şarap içiyoruz. Birçok Yunan türkçeyi öğrenmeye başlamış. Garip bir dil ile konuşmayı başarıyorlar :) Gecenin sonundaTü rk Kahvesi istemeyi ihmal etmiyoruz ....Yolculugun güzel tarafı karga ile olan uyum aynı saatte acıkmak, aynı lezzetleri tadabilmek , yemek için süslenmek , birşeyler daha görmeye olan merak gibi.Bu nedenle ilerleyen saatte Elefterias Meydanına kadar yürüyoruz.Renkli geceyi, tıklık tıklım kafeleri ve canlı ambianstan sonra ertesi gün için dinlenmeye çekililiyoruz. Dinlenirken biraz internette gezinti yapmak gerekiyor ve güzel tarafı hemen yerde wi-fi olması..Bu konuda hiç sıkıntı yok.




Ada'nın 112 km lik sahil şeridi bulunmakta.






Otelin kahvaltısı güzel, eger fazla vaktiniz yoksa dışarda yerler aramaya gerek yok. Otel sahibesi ile tur için görüşüyoruz ancak bu mevsimde turların belirli günlerde yapıldıgı öğrenir öğrenmez hemen cici bir peugeot kiralamamıza yardımcı oluyorlar  ve gezimize devam ediyoruz.

 En çok bahsedilen dağın eteğine kurulmuş olan Zia köye dogru yol alırken ;

Yolumuzun üzerinde Germe köyü olarak gecen bir Türk köyüne ugruyoruz. Kahve içmek üzere durdugumuzda köy halkı erkeklerinin sohbet ettiklerini görüyoruz ve detay bilgileri onlardan alıyoruz. Köyde daha önce  çiftcilikle geçinen Türkler artık cafe ve restaurant işletmeciliğine de girmiş.  Okumaya şehirlere veya başka ülkelere giden gençler olsa da ekonomik krizin yarattıgı işsizlik nedeniyle döndükleri zaman yine baba mesleğine devam ediyorlar. Türkçeyi ise sadece evde Tv seyrederek öğrenebiliyorlar.Menderes zamanın da dönemin gençlerinin Türkiye'ye üniversite okumak için çağrıldıklarını da anlatmayı ihmal etmiyorlar.

Türk sayısını sordugumuzda 1397 ile 1400 arasında karar veremediklerinden en sonunda 3 kişinin öldüğü konuşuluyor ve gülüşmeler.....


Bu renkli cafede kahvelerimizi biraz da buruk olarak Sibel Can dinleyerek içiyoruz..


Germe Türk Köyü

Germe Türk Köyü



Ve dagın eteğine  kurulmuş olan Zia köyüne geliyoruz. Günbatımın en güzel izlendiği yer olan bu köyü mavi ve beyaz renkler sarmalamış sanki. Ve değişmez begonviller. Hoş bir köy ve hemen her cafe ve restaurant'tan  manzarayı içinize sindirebilirsiniz.. Kısa bir bisiklet turu da yapıyoruz..150-200 m.lik caddesi üzerinde hediyelik ve geleneksel birçok şey satınalabilir buradan. İkizler, kaktüs ve rintintin için magnetleri seçmeyi ihmal etmiyorum yine.

Komşu ada Kalymnos ve kısmen Türkiye manzarasında şarap içmenin ve Yunan lezzetlerinin doyumsuz keyfine varıyoruz. Pekçok sene en iyi restoran ödülü alan Taverna Oromedon'un şöhretini duymuş olsak da bizim tercihimiz Olympia oluyor , hiç pişman değiliz...













zia köyünden panaromik bir görünüm




Temiz hava solumayı ihmal etmedik

Yorulan ayaklarımıza Kos Çarşıda küçük bir ödüldü bu :))


7 Eylül 2014 Pazar

Batum'da zaman tüneli

Batum'u neden seçtik..

Vizesiz ve en önemlisi pasaportsuz giriş (sürpriz bir yolculuktu, pasaportu söyleyemezdik) (Gerçi burada 3-4 saati bulan giriş ve çıkış işlemlerini vurgulamak gerek. Hele ki arabayla geçiyorsanız bizi götüren arac 16 saat beklemek zorunda kaldı o nedenle biz arabayı bırakıp yaya olarak gectik.)
Biraz nostalji (eski yıllara döndük)
Renkli gece yaşantısını izlemek
Dünyanın en büyük parkları arsınd yer alan botanik bahçesini görmek
Gürcü lezzetleri
Fiyat uygunlugu





Batum'un gerçekten altını üstüne getirdik..İste ispatı :)

White Restaurant
Şaka bir tarafa sahibinden çalışanına kadar herkesin laz oldugu restaurant oldukça ilgimizi çekti.Beyaz restoran olarak gecen binanın neden böyle oldugunu soranlara ise sahibi laz cevabı veriliyor.Açıldıgı günden bu yana bol ziyaretcisi olan restoran 24 saat hizmet veriyormuş ancak biz yemeğimizi burada yemedik. Batum'a gidince görülmesi gereken bir bina diyorum ....









Sovyet döneminden kalma birçok eski ve bakımsız yapı bulunmakla birlikte aslında 80'ler Türkiye'sini anımsatıyor.Şehir planlamsından uzak gibi görünen , rengarenk çamasırların asılı oldugu binalar Sindirella'nın aksine gece 24.00 den sonra kıyafet değiştirip  yükselmiş plazaların arasında yokoluveriyor. Gecesi renkli, ışıklı ve hareketli.Aslında gerçekten günahlar şehri Batum. Kendisine ışıltısıyla çeken kumarhanelerin içine girmedik ama nasıl oldugunu tahmin etmek zor değil :)






Gürcü Yemekleri hmmmmm

Cevizli gürcü patlıcanı, cevizli pancar yemeği, mchadi, hinkali gürcü mantısı, khachapuri,ostri,ocahuri,katmi bajası, ve enfes gürcüşarabı...Bu yazdıklarımızın hepsini tatma imkanımız oldu. Batum'da Grand Grill restoranda şef olan Cansu'yu seyahatimizden 1 ay önce üstün güçler karşıma çıkardı. Dolayısıyla Düldül'ün nın dogum gününü kutlamak ve gürcü yemeklerini tatmak üzere gittiğimizde herşey hazırdı. Üstelik fonda ışıklı su gösterisi ve canlı müzikle beraber. Özel hazırlanmış dogum günü pastası da piyangodan çıkmış gibi oldu :) Ambians , masa düzeni ve süsleri ve lezzetler tam istadiğimiz gibiydi..Birara Düldül' 'ün gece hiç bitmesin dediğini duyduk ama bu onu hep söyler zaten :) Karnımız doydugunda ise gürcü yemeği olsun 10 kg fazlamız olsun sözü daha da perçinleşti. 


Batum'da diğer göze çarpanlar ....




Kredileri bir Türk Bankası'ndan...








Gezmek ruhsal olarak öğrenmeyi gelişmeyi de son derece destekliyor bence. Gezilecek yerler tamamen içgüdüsel veya tesadüflerle seçiliyor. Beni etkileyen tek bir neden bile oraya gidilmesi için sebep olabiliyor.




Botanik Bahçesinden

Dönme Dolap ve Saat Kuesi








Bız 5 kişi kafadar gittiğimiz için ve sürpriz bir doğum günü partisi hazırlamıs oldugumuzdan dolayı İzmir'den uçağa biniş ve geri dönüşe kadar çok fazla eglendik. Hatta geri dönmeyi hiç istemedik.  Biraz da gidilen yerden zevk alınması bakış açısıyla ilgili demek istiyorum.Zaten biz buna çok hazırdık.

Bu gezide Batum için 1 tam gün ve gece ayırdık. Bence yeterli bir zaman bu.  Taksiyle heryere kolayca ulaşmak mümkün. Para birimi Lari. Çogu kişi Türkçe konuşuyor veya anlıyor.. Esnafa biraz dikkat etmek gerekli çok kibar değiller bence. Kaldıgımız Batumi World Otel türkler tarafından yapılmış temiz ve kahvaltısı çok güzel bir oteldi..Grand Grill restaurantı özellikle tavsiye ediyorum. 

Piazza Meydanında dinlenirken bir kahve içip etrafı gözlemlemek çok rahatlatıcı. Yani her şehirde olan buluşma noktalarından biri burası.

Batum Bulvarı sehir merkezinde ve plaja paralel palmiyeler çeşme ve heykellerin bulundugu zevkli bir bulvar.

Saat Kulesi : Konakta bulunan saat kulesinin kopyası

Astrolojık saat görülmeli astrolojık detaylar bu kulede toplanmış,

10 dakikada teleferikle seyir tepesine çıkarken Batum çevresindeki yerleşim yerlerini de görebiliyorsunuz..Seyir tepesinde istediğiniz kadar kalıp kahvenizi yudumlarken buradan yer bildirimi yapmak şart diyorum....::)

Sadece huzur ve kuş cıvıltıları için botanık bahçesi  gezerseniz

Bir de gürcü şarabı almadan dönmezsenız

ve bol bol fotoğraf çekerseniz;

bence Batum'un hakkını vermiş olursunuz...